banner595

"Devleti Tehdit Eden Yapılar" paneli

- Eski Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Daire Başkanı Uzun: "Cemaatin parasını yöneten 73 kişi yurt dışına kaçtı. 73 kişinin içinde rahatlıkla 50 tanesinde birinin kızı öbürünün oğlu ile evli, öbürünün oğlu öbürünün kızı ile evli. Sonuçta parayı yönetenlerin çocukları da birbirleri arasında izdivaç yapmışlar. Kardeşim bu gönül izdivacı değil, bu para izdivacıdır." - "Eğer Dink cinayeti istenildiği gibi yürümüş olsaydı Ergenekon'a gerek kalmayacaktı" - Eski Emniyet Müdürü Avcı: "Cemaat, hükumetin desteği ile yürütülen Güneydoğu Projesi olan Barış ve Çözüm sürecini deşifre etti arkasından tüm yöneticileri içeri tıkacak operasyon başlattılar"

"Devleti Tehdit Eden Yapılar" paneli

- Eski Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Daire Başkanı Uzun: "Cemaatin parasını yöneten 73 kişi yurt dışına kaçtı. 73 kişinin içinde rahatlıkla 50 tanesinde birinin kızı öbürünün oğlu ile evli, öbürünün oğlu öbürünün kızı ile evli. Sonuçta parayı yönetenlerin çocukları da birbirleri arasında izdivaç yapmışlar. Kardeşim bu gönül izdivacı değil, bu para izdivacıdır." - "Eğer Dink cinayeti istenildiği gibi yürümüş olsaydı Ergenekon'a gerek kalmayacaktı" - Eski Emniyet Müdürü Avcı: "Cemaat, hükumetin desteği ile yürütülen Güneydoğu Projesi olan Barış ve Çözüm sürecini deşifre etti arkasından tüm yöneticileri içeri tıkacak operasyon başlattılar"

06 Mayıs 2016 Cuma 00:13
banner587
banner605

TRABZON (AA) - Eski Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Daire Başkanı Sabri Uzun, Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanması'nın (FETÖ/PDY) parasını yönetenlerin yurt dışına kaçtığını belirterek, "Cemaatin parasını yöneten 73 kişi yurt dışına kaçtı. 73 kişinin içinde rahatlıkla 50 tanesinde birinin kızı öbürünün oğlu ile evli, öbürünün oğlu öbürünün kızı ile evli. Sonuçta parayı yönetenlerin çocukları da birbirleri arasında izdivaç yapmışlar. Kardeşim bu gönül izdivacı değil, bu para izdivacıdır." dedi.

Eski Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Daire Başkanı Sabri Uzun, Hamamizade İhsan Bey Kültür Merkezi'nde düzenlenen "Devleti Tehdit Eden Yapılar" konulu panelde, "Futbolda şike" davasına değinerek bu davanın para davası olduğunu öne sürdü.

Uzun, "Futbolda şike" davası başladıktan sonra bazı avukatların İstanbul Merter'de büyük bir avukatlık bürosu aldığını anlatarak, "Bazıları cip almış, milyon dolarlar dönmüş. Bakıyoruz Sivasspor Kulübü Başkanı Mecnun Otyakmaz o da şike davasından Temmuz ayında tutuklanıyor, ekim ve kasım ayında Fetullah Gülen'in avukatı olan Orhan Erdem'i avukat tutuyor, ondan sonra tahliye oluyor. Peki o zaman kardeşim sen bu davaya şike davası değil para davası demez misin? Basbaya para davası. Bu cemaatin parasını yöneten 73 kişi yurt dışına kaçtı. 73 kişinin içinde rahatlıkla 50 tanesinde birinin kızı öbürünün oğlu ile evli, öbürünün oğlu öbürünün kızı ile evli sonuçta parayı yönetenlerin çocukları da birbirleri arasında izdivaç yapmışlar. Kardeşim bu gönül izdivacı değil, bu para izdivacıdır. Çıksınlar desinler ki bizimkiler gönül izdivacı yaptılar. Çocuklarına para izdivacı yaptıranların 73 tanesi şu anda yurt dışında kaçak." diye konuştu.

Cemaatte karar makamı olan bir üst kurul olduğunu ve kumpas kurulması için yasa dışı dinlemelere dayalı ihbar mektupları yazıldığını, örgütün içinde seçilmiş mülkiye müfettişleri bulunduğunu anlatan Uzun, örgütün yaptığı kumpas ve karalamalar ile devletin makamlarını boşaltıp oralara kendi adamlarını yerleştirdiğini söyledi.

Ergenekon davasına da değinen Uzun, "Eğer Dink cinayeti istenildiği gibi yürümüş olsaydı Ergenekon'a gerek kalmayacaktı. Trabzonlu emekli astsubay Oktay Yıldırım'ın Ümraniye'deki evde bulunan 27 adet el bombası Yıldırım'ın üzerine yıkılmak suretiyle Ergenekon çuvalı hazırlandı. Bu olayın ardından 23 tane daha iddianame hazırlandı, bu iddianameler nedir Ergenekon çuvalının içine atılan düzmece planlar, programlar." ifadesini kulandı.

Uzun, Ergenekon davasının Yıldırım ile başlamasının ardından Trabzonlu Kaşif Kozinoğlu'nun cezaevine atıldığını anlatarak, davaya bakan mahkemenin başkanı Hakim Köksal Şengün'ün de Trabzonlu olduğunu anımsattı.

-"Dink cinayeti konusunda verdiğim ifade halen kayıp"

Uzun, Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanması'nın (FETÖ/PDY) Ergenekon sürecinde de çeşitli kumpaslar yaptığını ifade ederek, şunları kaydetti:

"Benim Hrant Dink cinayeti konusunda verdiğim 4 Aralık 2009 tarihinde verdiğim ifade halen kayıp. Yine bu müfettişlerden bir tanesi kaybediyor bunu. Bu organizasyonun alt kurulunun, icra kurulunun içinde mülkiye müfettişleri de var. Bu müfettişlerden sonra savcılara sıra geliyor. Savcı Osman'ın dediği cinayetten yargılanan Osman Yıldırım'ı alıp gizli tanık yapıyor ve bunun tanıklığı ile Ergenekon davasından cezaevine atılan adamlar hüküm alıyorlar. Hakim Köksal Şengün'e öyle bir hile yaptılar ki şimdi Trabzon'un Sürmeni ilçesinin köyünde akciğer kanseri ile mücadele ediyor. Daha sonra bu raporlar bilirkişilere gidiyorlar."

Bilirkişilerin de Ergenekon sürecinde yanlışlar yaptığına, bilirkişilerin Ergenekon sürecinde 5 yıl cezaevinde hapis yatan öğretim üyesi Ruhi Abat hakkında bilgisayar delilleri ürettiğini ifade eden Uzun, "Abat hakkındaki delillerin bir tanesinin bin 601 yılında üretildiği, o tarihte ne bilgisayar vardı ne de Abat vardı. İkinci delil de 2049 yılında üretilmiş, arkadaş bir öğretim üyesi 5 sene cezaevinde yatıyor, 3 tane çocuğu Malatya'da perişan. Abat hakkında hazırlanan 102 klasör belgenin hazırlanma süresi 27 saniye. 27 saniye de hangi dosya hazırlanır, dosyayı şurdan alıp şuraya getireyim desen getiremezsin. Bu adam 5 sene cezaevinde yattı, işte Ergenekon bu." diye konuştu.

- "Ergenekon ismi operasyon yapılmadan önce konuldu"

Uzun, Ergenekon davası sürecinde uydurma tanıklar oluşturulduğuna, bazı kişilere özel hayatı sebebiyle şantajlar yapıldığına, usulsuz deliller oluşturulduğuna, Oktay Yıldırım'ın evinde bulunduğu belirtilen el bombaları ile ilgili bombalar ele geçmeden önce bilirkişi raporu düzenlendiğine, Ergenekon operasyonunun isminin operasyon yapılmadan önce konulduğunu, bunu polis memurlarının da bildiğini ifade ederek, söz konusu süreçte kendisine getirilen ve Tuncay Güney'in ifadesinden yola çıkılarak oluşturulduğu belirtilen ilk Ergenekon şemasındaki isimlerin hiçbirinin Güney'in ifadesinde geçmediğini de vurguladı.

Ergenekon sürecinde bazı bilgilerin cemaatin medyasına ulaştırıldığını belirterek, karanlık kurul denilen bu kurulun kamuoyunu aldatma kurulu olduğunu sözlerine ekledi.

Eski Emniyet Müdürü Hanefi Avcı da Gülen cemaatinin devlette önce polis teşkilatı içinde güçlenip belli makamları eline geçirmeye çalıştığını belirterek, "O makamları edinmek için belli bir süre çalışmanız lazım, kıdeminiz lazım. Onlar tutmayınca zorla geçmeyi denediler. Onların bu kendi adamlarını bir yere taşıma gayretlerine mani olan emniyet mensuplarına sahte iddialar ile tuzak kurdular. Bu insanları şucu bucu diye görevden aldırmaya çalıştılar, Görevden aldıramayınca bunlar aleyhine emniyette bulunan kendi adamları ile dinlemeler ile adli tahkikata dönüştürdüler ve emniyet yöneticileri hakkında tek tek davalar açılmaya başlandı. İşte ilk Emin Aslan tutuklandı." dedi.

Gülen cemaatinin böylece emniyete hakim olmaya çalıştığını, emniyette herkesin birilerinin emniyetin üst yönetiminin tek tek cezaevine konulduğunu gördüğünü anlatan Avcı, emniyetteki bu insanların çok düzgün, tertemiz insanlar olduğunu anlattı.

- "Hükümet, cemaate karşı önlem almaya çalıştı"

Avcı, bu durumun ortaya çıkması üzerine bazı emniyet mensuplarının cemaatin etrafında kümelenmeye başladığını, bir süre sonra cemaatin yargıda da güçlendiğini ve cemaatin yargıdaki adamları vasıtasıyla Ergenekon, Balyoz, Ayışığı, Sarıkız adıyla bir tahkikat yapıldığını anlatan Avcı, başlangıçta kirli geçmiş ile hesaplaşıldığı düşüncesiyle bu tahkikatların kamuoyunda destek bulduğunu söyledi.

Avcı, bu süreçte hükumetin de cemaate karşı tedbir aldığını, uzun tutuklulukları önlemeye çalıştığını söyleyerek, şöyle devam etti:

"Bu cemaatin pek umurunda olmadı. Bu ülkede genelkurmay başkanı tutuklandı, bu ülkenin yüzakı olan gazetecileri içeri tıkıp bunlar da örgütçü demeye başladılar. O da olmadı. Cemaat, hükumetin desteği ile yürütülen Güneydoğu Projesi olan Barış ve Çözüm sürecini deşifre etti arkasından tüm yöneticileri içeri tıkacak operasyon başlattılar. Artık çok açıktı ki cemaatin hesabı belli sadece bu tahkikatı yapmak değil devletin tüm kurumlarına yerleşmeyi düşünüyorlardı. Bu tahkikatların büyük kısmı hukuka aykırı ve yanlış. İşte o gün hükumet uyandı açıkça tarafın kendilerini hedef aldığını gördü."

Cemaatin Milli İstihbarat Teşkilatı'nı (MİT) da eline geçirmeye çalıştığını, askerde büyük moral bozukluğu olduğunu anlatan Avcı, cemaatin niyetinin iyi olmadığının anlaşılması üzerine hükümetin kanun çıkartarak, MİT müsteşarını sorgudan kurtardığını ve özel yetkili mahkemeleri kapatıp yeni mahkemeler kurduğunu anlattı.

Avcı, cemaatin bütün kurumlara yerleştiğini, her tarafa hakim olmaya başladığını ve dershanelerin kapatılması ile iktidarı devirmeye çalıştığını sözlerine ekledi.


Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
<strong>Dikkat!</strong> Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner591

banner388