banner519

BM ve AB'ye Sert Eleştiri!

Başbakan Yardımcısı Numan Kurtulmuş, Türkiye'ye mülteci krizinin çözümü için 3 milyar euro vermeyi kabul eden Avrupa Birliği'ni eleştirerek, "Bize diyorlar ki 'Size 3 milyar verelim, sesinizi çıkarmayın. Siz bu birkaç milyar dolarla idare edin ve dünyanın mültecilerinin toplama kampı haline gelin.' O kadar yanlış anlıyorlar ki" dedi.

BM ve AB'ye Sert Eleştiri!

Başbakan Yardımcısı Numan Kurtulmuş, Türkiye'ye mülteci krizinin çözümü için 3 milyar euro vermeyi kabul eden Avrupa Birliği'ni eleştirerek, "Bize diyorlar ki 'Size 3 milyar verelim, sesinizi çıkarmayın. Siz bu birkaç milyar dolarla idare edin ve dünyanın mültecilerinin toplama kampı haline gelin.' O kadar yanlış anlıyorlar ki" dedi.

13 Şubat 2016 Cumartesi 11:39
BM ve AB'ye Sert Eleştiri!
banner556

Başbakan Yardımcısı Numan Kurtulmuş, sabah namazını Kocatepe Camii'nde kıldıktan sonra Türkiye Diyanet Vakfı Konferans Salonu'nda Cihannüma Derneği tarafından düzenlenen konferansa katıldı. Kur'an-ı Kerim tilavetiyle başlayan programda bir konuşma yapan Başbakan Yardımcısı Kurtulmuş, Türkiye'ye "Mültecilere kapılarınızı açın" çağrısı yapan Birleşmiş Milletler ve mülteci krizinin çözümü için 3 milyar euro vermeyi kabul eden Avrupa Birliği'ni (AB) sert bir dille eleştirdi. Kurtulmuş, teröre destek veren yabancı güçlere mesaj verdi.

Dünyanın son derece önemli altüst oluşlardan geçtiği yeni tarihsel bir dönemin yaşandığını, sadece bölgeyi değil dünyayı yakından ilgilendiren çok ciddi küresel problemlerle karşı karşıya olunduğunu dile getiren Kurtulmuş, "İki büyük küresel sorun; bunlardan birisi vekalet savaşları olarak Türkiye'nin kapısına kadar gelmiş bulunan küresel bir hercümerç olma hali. Bir diğeri de buna bağlı olarak gelişen, birbirini destekleyen bir başka gelişime, göçmen sorunu vasıtasıyla ortaya konulmuş olan küresel adaletsizliğin gelmiş olduğu seviyedir" dedi.

"DÜNYADA KRİZ ÇÖZME YETENEĞİ MAALESEF YOK"

Dünyanın İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra kurulan sistemle devam ettiğini belirten Kurtulmuş, "Dünya sisteminin amacı bir denge durumunun oluşmasıdır. Dengenin ortada kalmadığı durumlarda düzen, yerini düzensizliğe, barış, yerini savaşlara, herhangi bir ahenk ise yerini hercümerç olma haline bırakır. Özellikle 1990'dan sonra gelişen süreç iki kutuplu dünya sisteminin ortadan kaldırılmasıyla birlikte oluşan süreç bugün geldiği nokta itibarıyla tam da böyle bir noktadır. Dünyanın kurum ve kuruluşları, siyasal mekanizmaları hiçbir şekilde dünyadaki hiçbirisini çözebilme yeteneğine sahip durumda değildir. Dünyada ne Ukrayna ne Suriye krizi ne de herhangi bir başka krizi çözme yeteneği maalesef bulunmamaktadır. Bunun vermiş olduğu bir takım karışıklıkları hep beraber yaşıyoruz. Uzunca bir süredir bu karışıklıklar aslında dünyada işgaller, iç savaşlar, çatışmalar şeklinde zuhur ediyor" ifadelerini kullandı.

"BM, CİHANNÜMA KADAR ETKİLİ BİR KURULUŞ DEĞİL"

Kurtulmuş, Afganistan'ın önce Ruslar arkasından Amerikalılar tarafından işgaliyle başlayan sürecin, dünyada yeni bir kırılma hattını ortaya koyduğuna dikkat çekti. Arkasından Irak'ın işgaliyle birlikte gelişen süreç ve Suriye'de yaşanan gelişmelerle birlikte dünyanın bugün bambaşka noktaya geldiğini anlatan Kurtulmuş, "Bugün geldiğimiz noktada dünyada bir düzen değil bir düzensizlik söz konusudur. Dünyada sorunları çözebilecek herhangi kurum ve kuruluşun isimler kalmış olabilir. Mesela Birleşmiş Milletler diye bir kuruluşun varlığını biliyoruz ama Birleşmiş Milletler dediğimiz kuruluş inanın ki Cihannüma kadar dahi etkili bir kuruluş değildir. Bunu size moral vermek için söylemiyorum maalesef geldiğimiz noktanın vehametini anlatmak bakımından söylüyorum" diye konuştu.

Birlemiş Milletler'e yönelik eleştirilerini sürdüren Kurtulmuş, şunları söyledi:

"Göçmen sorunu' dersiniz Birleşmiş Milletler tavsiye eder, 'Ukrayna krizi' dersiniz Birleşmiş Milletler gözlemcilik yapar, 'Suriye'ya barış getirin' dersiniz Birleşmiş Milletler, sonsuz, sonuçsuz ve amaçlık bir takım otel toplantılarıyla sorunu çözebileceğini zanneder. Dolayısıyla bu anlamda baktığımızda dünyadaki en temel sorunların başında gelen şey, yönetilebilir bir dünya sisteminin kurum ve kuruluşlarının henüz kurulamamış olmasıdır. Tam da yeni bir dünya bunun için gereklidir. Çünkü İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra kurulan ve bugün varolan sistem yeryüzünde sizin istediğiniz gibi adaleti kurmak için kurulmuş bir sistem değildir, güçsüzün hakkını güçlüden alıp yeryüzünde herkesin insanca yaşadığı bir yerküreyi oluşturmak için kurulmuş bir sistem değildir. Sadece güçlünün elinde silah bulunan, ekonomisi bulunan ve dünyada siyasi güç olarak güçlü olanların gücünü korumak üzere kurulmuş olan bir sistemdi. Sistemdir diye demiyorum çünkü geçti. Şimdi dünyadaki bütün bu sorunları çözebilecek yeni bir perspektife ihtiyaç var, yeniden dünyanın derlenip toparlanmasına ihtiyaç var. Yeni bir dünya sözünü kaç senedir söylüyoruz, bu topraklarda 150 senedir aslında yeni dünya sözünü söylüyoruz. Bunu sadece bir temenni olarak değil aslında özellikle bizim siyasi mücadelemizde bunu bir ihtiyaçtan dolayı söylüyoruz. Yeryüzü bu anlama yönetilemez hale geldiği için bunun yönetilebilmesi ancak yeni fikirlere, yeni paradigmalara ve o paradigmalar çerçevesinde oluşmuş olan yeni kurumlarla mümkündür. Bu çerçevede yapmış olduğumuz bu çalışmaların hiçbirisini lütfen değersiz görmeyin hatta olduğundan az değerli tahmin etmeyin. Bu çalışmaların hepsi değerlidir ve inşallah yeni bir dünyanın kurulmasına katkıda bulunacak olan hususlardır."

"KİMİN GÜCÜ VARSA SORUNU O ŞEKİLDE ÇÖZEBİLECEĞİNİ ZANNETTİ"

Günümüzde dünyada büyük sorunların yaşandığını söyleyen Kurtulmuş, "Suriye'deki meseleyi hep beraber yaşıyoruz. Suriye'deki sorun niye çözülemiyor ve niye Suriye'deki iç savaş önce birinci döneminde iç savaş arkasından vekalet savaşları haline geldi ve maalesef bugün Suriye'deki savaş bütün dünya ordularının geldiği bir coğrafya haline Ortadoğu'yu getirdi. Çünkü yeni dünya, İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra kurulan bugünkü dünya, sorunları çözemediği için tekrar sorunları çözmenin yolu olarak güç kullanma histerisi baş gösterdi. Kimin gücü varsa sorunu o şekilde çözebileceğini zannetti. Onun için Ruslar Afganistan'ı işgal etti, onun için onların ardından Afganistan'ı Amerikalılar işgal etti. O işgallerin sonucu hiçbir sorun çözülemediği, Afganistan'da yönetilebilir bir düzen kurulamadığı gibi maalesef Afganistan'daki o işgaller dolayısıyla yeryüzünde küresel bir terör network'u olarak bir El-Kaide örgütünün çıktığını gördük. Eğer El-Kaide Amerika ve Rusların Afganistan'ı işgali olmasaydı bugün dünya böylesine önemli bir terör network'u ile karşı karşıya kalmayacaktı" değerlendirmelerinde bulundu.
Aynı şekilde Suriye'deki meseleyi demokrasi, insan hakları ve adalet çerçevesinde dünya sisteminin çözemediği için bugün Suriye'nin yönetilemez hale geldiğini belirten Kurtulmuş, Suriye ve Irak'ın bu yönetilememezliğin içerisinden de DAEŞ diye bir terör örgütünün ortaya çıktığını vurguladı. Kurtulmuş, "Bunu söylediğimiz zaman birileri rahatsızlık duyuyor ama Pentagon'un istihbarat biriminin başındaki zat da aynı tespiti yaptı. Bugün de IŞİD'le mücadele diyoruz ama Amerika'nın Irak'ı işgaliyle başlayan süreç olmasaydı belki bugün IŞİD diye bir uluslararası terör şebekesi olmayacaktı. Dolayısıyla dünya sistemi bir taraftan işgaller, savaşlar, çatışmalarla sorun çözemez hale gelmiştir diğer taraftan da bu sorun çözememezliğin ürettiği yeni bir terör dalgasıyla karşı karşıyadır. Dolayısıyla DAEŞ terörünü bitirebilmenin yolu sadece DAEŞ'i kullanarak 'Ona karşı mücadele ediyorum' bir tiyatral gösterinin içinde bulunmaktan ibaret olamaz. DAEŞ ve benzeri örgütlerle mücadele edebilmenin yolu yeni bir paradigmayı ortaya koymak ve yeryüzünde bütün bu savaşları, işgalleri sona erdirecek yeni bir dünya düzenini kurmakla mümkündür" dedi.

"O KADAR YANLIŞ ANLIYORLAR Kİ..."


Ayrıca dünyadaki bir başka önemli hususun, "göç dalgası" olduğuna dikkat çeken Kurtulmuş, şöyle devam etti:

"Bugün işte görüyorsunuz, bize diyorlar ki 'Size 3 milyar verelim, sesinizi çıkarmayın. Bu göçmenlere Avrupa sınırlarını kapatın, Doğu'dan sınırlarınıza alın, siz bu birkaç milyar dolarla idare edin ve dünyanın mültecilerinin toplama kampı haline gelin.' O kadar yanlış anlıyorlar ki... Biz dünyadaki bütün bu mültecilere kucak açarken, Suriye ve Irak'tan yaklaşık 3 milyona yakın mülteciye ev sahipliği yaparken, dünyanın başka yerlerinden gelen insanları Ege Denizi'nden Akdeniz'den birebir toplarken, bunları yaparken insanlık vazifesi diye yapıyoruz. Bunları yaparken bizim anladığımız dünya görüşümüzün vicdanı çerçevesinde bunu yapıyoruz ve bunu yaparken de 'Kim bize kaç kuruş yardım eder' diye asla bunu bir bütçe, bir yardım meselesi olarak görmüyoruz. Bu bizim için bir insanlık davasıdır, bu bizim için insanlığımızı tescil etmenin sadece araçlarından birisidir. 3 milyar dolar falan diyorlar, nasıl verecekleri, ne şekilde verecekleri çok belli değil ya zaten Türkiye şimdiye kadar 8 milyar dolar Suriyeli mülteciler için destek olmuş vaziyette. Bizim meselemiz, hep söylediğimiz bizden çok daha zengin ülkeler var, bizden çok daha kuvvetli ekonomiye sahip ülkeler var; mülteci meselesine karşı insani vazifesine yapabilmiş olmak cebinizdeki paranın, bütçenizdeki paranın miktarıyla ilgili değil gönlünüzün, vicdanınızın zenginliğiyle ilgili bir meseledir. İşte çok şükür biz bu vicdan zenginliğine sahip olan bir milletin evladı, bir büyük irfan geleneğinin mensupları olarak Allah'a çok şükür yolumuza devam ediyoruz."

"BATI, SURİYE KRİZİNİ ŞARK MESELESİ OLARAK GÖRÜYOR"


"Biz bunu bir insanlık meselesi olarak görürken maalesef bugünkü medeni dünya, Batı dünyası bunu bir 'Şark Meselesi' olarak görüyor" ifadesini kullanan Kurtulmuş, "Şark'ın geri kalmış, müptezel toplulukları arasından, eskiden barbar olarak tanımlanan Şark toplumları arasından birileri kabına sığmıyor, yerine sığımıyor zaten çok sayıda da nüfusları var, olmasa da daha iyi olur' diye düşünüyorlar. 'Bu çok sayıdaki nüfus yerinde duramıyor, onlar Avrupa'ya, Batı'ya karşı göç ediyor. Bu Şark'ın bir meseledir' diye bakıyorlar. Bize '3 milyar dolar verelim, siz bunlara bakın' derken 'Siz de Şark'ın eski milletlerinden birisi olarak bu meseleye bakın da bizim başımıza bela etmeyin' demeye çalışıyorlar. Bu konuda samimi, vicdan sahibi olarak bu sorunu çözmek isteyen bütün Batılıları da tenzih ederek bunları söylüyorum, bunu konuşurken hakim paradigmayı kast ediyorum" diye konuştu.

"BÖYLE BİR DÜNYA YÜRÜTÜLEMEZ"


Mesele "bir insanlık meselesi" olduğunu anlatan Kurtulmuş, şunları kaydetti:

"İsterlerse sınırlarına duvarlar örsünler hatta gök kubbelere çelikten bir kubbe koysunlar, kapıdan kovsalar dünya bu haliyle devam ederse pencereden mülteciler Avrupa'ya, Batı'ya gitmeye çalışacaklardır. Biz bunu 20 sene evvel söylüyorduk. 20 sene evvel dün gibi hatırlıyorum, konuşmalarımızda yeryüzünün bir gün büyük bir mülteci sorunuyla karşı karşıya kalacağını ifade ediyorduk. Çünkü aklın yolu birdi. Dünyayı ortadan ikiye böldüğünüzde zengin kuzey ülkeleri zenginleşmeye devam ediyor, Afrika, Asya, Latin Amerika'nın yoksul insanları da yoksullaşmaya devam ediyordu. Dünyadaki sistem böyle devam ettiği sürece adalete ve hakkaniyete dayalı bir sistem kurulamadığı sürece, yeryüzünde çok basit bir şekilde mülteci meselesinin ortaya çıkacağı, büyük bir sorun olacağı belliydi. Şu an itibarıyla dünya nüfusunun yüzde 0.83'ü -küsüratlı veriyorum ki ne kadar vahim bir durum olduğu anlaşılsın- dünyadaki servetin yüzde 44'üne sahiptir, yüzde 1'i bile değil. Dünyanın neredeyse bütün zenginliğinin yarısına sahip. Böyle bir dünya yürütülemez. Böyle bir dünya savaşları, işgalleri bırakın hiçbir şekilde siyasi tartışma olmasa bile böyle bir dünyada insanlar yarım bardak temiz su için yarım simiti bulmak için Avrupa'ya da Amerika'ya da göç ederler. Bunu önleyemezsiniz. Bunu önlemenin yolu küresel adaletsizliği ortadan kaldırmaktır, bunun için çaba sarf etmektir. Biz yeni bir dünya derken, onlarca yıldır söylerken bunları görerek söylüyorduk. Onlarca yıldır bunlar görülmesine rağmen bırakın küresel adaletsizliği kaldırmayı hakim olanlar, dünya sistemine sahip olanlar küresel adaletsizliği nasıl artırabilirlerse o şekilde artırmaya devam ediyorlar. Onun için yeni bir bakışına ihtiyaç var, yeni bir çizgiye, anlayışa, dünyaya ihtiyaç var. Onun için de güçlü bir Türkiye'ye ihtiyaç var."

"BU SAVAŞ AHLAKI DÜNYANIN HİÇBİR HARBİYE MEKTEBİNDE OKUTULAMAZ"


Türkiye'nin öneminin sadece coğrafi ve jeopolitik konumundan ibaret olmadığını anlatan Kurtulmuş, aynı zamanda dünyanın ihtiyacı olduğu irfan geleneğini dünyaya tanıtabilecek bir potansiyele sahip olmasından kaynaklandığını vurgulayarak, "Şimdi savaş meydanlarını görüyorsunuz, insanlar bırakın savaş meydanlarını İslam'ın o aziz adını kullanan, İslam'dan zerre miktarda nasibini almamış olan teröristlerin insanları nasıl katlettiklerini, nasıl kafalarını, kollarını, gözlerini, kulaklarını kestiklerini görüyorsunuz. Buna mukabil bizim irfan mektebimizin asırlar boyunca öğrettiği bir savaş ahlakı vardı. Bu savaş ahlakı da dünyanın hiçbir harbiye mektebinde okutulmaz. O savaş ahlakında size cephede kılıç çekmeyen asker olmayan hiç kimseye kılıç çekemezsiniz. Hala öyle ki bir yeri aldınız, fethettiniz, adamın asker olduğunu gördünüz, elinde kılıcı olsa bile ona dokunamazsınız. Bırakın insanların normal barış zamanında kafasını, gözünü kesmeye bu irfan mektebi bu şekilde asırlar boyunca dünyada adaleti, hakkaniyeti ortaya koymuş oldu" ifadelerini kullandı.

"ŞİMDİ BİZ DOĞU VE GÜNEYDOĞU'DA BUNUN MÜCADELESİNİ VERİYORUZ"


Osmanlı Devleti'nin üç kıtaya, yedi iklime hükmeden bir anlayıştan en son 4.5 milyon kilometre kareye düştüğünü ve sadece 20 yıl kadar kısa bir süre içinde bugünkü 780 bin kilometrekareye düştüğünü vurgulayan Kurtulmuş, şunları söyledi:

"Bu düşüşte tam da bu irfan geleneğinin ortadan kaldırdığı eski oligarşilerin diriltilmesinin çok büyük payı vardır. Önce koskoca Balkan Savaşları, 6 asır boyunca yanyana... Müslümanıyla Sünnisiyle Bektaşisiyle Ortodoksuyla Protestanıyla bir arada kalmış olan Balkan coğrafyası, kimse kimsenin diline dinine karışmıyor, kimse kimseye 'Sen kimsin, hangi dili konuşuyorsun?' demiyor, 'Senin kilisen ne taraftır, senin camin, senin dergahın neresidir? diye sormuyordu. 6 asır kardeşçe yaşadığımız bir coğrafyada 20 sene içerisinde 'Sen Arnavut'sun, Boşnak'sın, Yunan'sın, Bulgar'sın, Türk'sün' diyerek Balkan coğrafyasını lime lime ettiler. Aynı şey 'Sen Arap'sın, sen Türk'sün' diyerek Yemen Savaşları'yla başlayan o harpler sırasında 20 senede Ortadoğu da dağıldı. Ondan sonra masanın üstüne Syces-Picot dediğimiz meşhur anlaşma. Koydular cetveller, haritaları, 'Şurası senindir, burası benimdir' dediler, sınırları çizdiler. Şimdi biz Doğu ve Güneydoğu Anadolu'da bu mücadeleyi veriyoruz. O gün o sınırları çizenler, bugünleri düşündükleri, planladıkları için o sınırları böyle çizdiler. Niye Hakkari'nin, Şırnak'ın sınırını 30 kilometre aşağıdan çizmiyorsun, niye 10 kilometre yukarıdan çizmiyorsun, niye o sarp dağların üzerinden çiziyorsun ya da bu şekilde Türkiye ile Suriye halklarını ayıran Allah aşkına hangi gerekçe vardır? Ceylanpınar karşı tarafı Resül-ayn. Aynı isim. Bakıyorsunuz Akçakale, karşısı Tel-Abyat; Mürşit Pınar, karşısı Kobani. Şehirlerin arasından Nusaybin karşısı Kamışlı. Dere geçiyor, tren yolu ya da ufak bir patika geçiyor. Bir mahalle bitiyor öteki mahalle başlıyor. Aynı insanlar teyze çocukları, amca çocukları, hala çocukları. Aynı şekilde Ürdün'le Suriye sınırı, Ürdün'le Lübnan sınırı. Bütün bu sınırların Allah aşkına hangi reel gerekçesi var? O sınırları çizenler o gün, bugünün Ortadoğu'sunu hesap ederek çizdiler."

"O ÜST AKIL, YENİ SYKES-PİCOT'U KURMAK İSTEYEN AKILDIR, BUNDAN HİÇ ŞÜPHENİZ OLMASIN"

Türkiye bunun için güçlü olmak zorunda olduğunu vurgulayan Kurtulmuş, "Çok açık, bir asır evvelki sorun neyse aynı oyun şimdi tekrar oynanıyor. Bir asır evvel bu oyunu tezgahlayanlar bugün yarım kalan bir hesabı, defterlerinde yarım kalan bir hesabı kapatıp bu defteri kendilerince rafa kaldırmak istiyorlar. Onun için Türkiye'de bu olaylar oluyor. Sanmayın ki Cizre'de çukur kazmış, içine bomba koymuş olan adam sadece kendisinden ve onun oluşturduğu bir network'ten ibarettir. O adama o çukuru kazdırıp oraya, o bombaları koyduracak bir irade, bir üst akıl vardır. O üst akıl, yeni Sykes-Picot'u kurmak isteyen akıldır, bundan hiç şüpheniz olmasın" dedi.

"KİM KOYUYOR ONLARI ORAYA"

PYD'yi terör örgütü olarak görmeyen ABD'yi sert bir dille eleştiren Kurtulmuş, şöyle devam etti:

"Şimdi adama sormazlar mı, madem bu kadar Türkiye ile dostsunuz Allah aşkına bu adamların ellerinde bakıyorsun şu ülkenin silahı çıkıyor, bu ülkenin silahı çıkıyor; tank delici silahları çıkıyor, uçaksavar silahları çıkıyor. Rahmetli Eşref Bitlis Paşa yıllar evvel derdi, dağların başında keçi gitmeyecek yerlerde bakıyoruz PKK'nın uçaksavar topları var. Kim koyuyor onları oraya? Bugünkü bu mücadelede bunlara bu silah desteğini kim veriyor? Bu siyasi destekleri kim veriyor. Bütün bu lojistik destekleri kim sağlıyor ve belki istihbarat desteğini kim sağlıyor? Ya da gelin DAEŞ dediğiniz örgüt, Allah aşkına dünyanın en iyi korunan en önemli baş şehirlerinde bu örgüt nasıl oluyor da eylem yapıyor? Eğer bir örgüt, diyelim dünyanın iyi korunan ve istihbaratı iyi olan ülkelerinde eylem yapıyorsa çok açık bir şey vardır, ondan daha güçlü bir istihbaratı var demektir. Paris'te eşzamanlı olarak 8 yerde nasıl bu saldırıları yapabiliyorlar, Londra Metrosu'nda nasıl saldırıyor, Madrid Metrosu'nda nasıl saldırı yapıyor, Mogadişu'da nasıl saldırı yapıyor, Suruç'ta nasıl saldırı yapıyor? İstanbul'da, Ankara'da nasıl saldırı yapıyor? Bu işin arka planını görmezsek, bu işin arkasında yeni bir dünya düzenini görmezsek, bu siyasi mücadeleyi eksik anlarız."

Numan Kurtulmuş, meselenin sadece PKK'yla ya da DAEŞ ile ilgili bir mesele olmadığını dile getirerek, "Çok açık söylüyorum; bu ülke bir zamanlar ASALA diye bir terör örgütüyle uğraşıyordu. Kullanım tarihi bitti, çöp tenekesine attılar. PKK'nın da kullanım tarihi bittiğinde çöp tenekesine atacaklarından hiç şüpheniz olmasın. Epeydir El-Kaide'nin ismini hatırlıyor musunuz? El-Kaide'nin de kullanımı bitmek üzere, onu da atacaklar çöp tenekesine. Yarın bir gün IŞİD'in de bitecek kullanım tarihi, onu da atacaklar çöp tenekesine ama terör bitmeyecek. Bunlar kendi oligarşik beyliklerini, Mekke müşriklerinin devam ettirmek istedikleri gibi, bu oligarşik beyliklerini devam ettirebilmek için, bu düzenlerini devam ettirebilmek için, bütün bu küresel sorunları istismar edecek yeni aygıtlar bulacak. Burada Türkiye'ye büyük rol düşüyor. Türkiye bu coğrafyanın kilit taşı olarak, bu irfan geleneğinin hala yürüyen, büyüyen en önemli ülkelerinden biri olarak, önce coğrafyamızı ciddi şekilde derleyip toparlamak ve ardından eş zamanlı olarak dünyaya adalet ve eşitlik ekseninde yeni sözler söylemek mecburiyetindedir. Bunu sadece kendimize moral vermek için söylemiyorum, inanın ki bizden başka bunu yapabilecek bir ülke yoktur. Onun için güçlü Türkiye istemezler. Onun için biz de güçlü Türkiye istiyoruz. Siyaseten güçlü, ekonomik olarak güçlü, askeri olarak güçlü ama hepsinden önemlisi toplumsal olarak güçlü bir Türkiye istiyoruz. İnsanların bu irfan geleneğinin yapıştırıcılığında yeniden birbirlerine kenetlendiği, hiç kimsenin bir diğerini farklılığından dolayı göz ardı etmediği bir Türkiye oluşmasını istiyoruz" ifadelerini kullandı.

"BAZILARI ÇOK KARAMSAR, 'YA NİYE DÜNYA BU KADAR TÜRKİYE'YLE UĞRAŞIYOR?' DİYOR"

"Meyve veren ağacın taşlandığını" söyleyen Kurtulmuş "Bazıları çok karamsar, 'Ya niye dünya bu kadar Türkiye'yle uğraşıyor?' diyor. Tabiki Türkiye'yle uğraşacaklar, Türkiye nevzuhur bir ülke değil, bu millet de nevzuhur bir millet değil, tarihte çok büyük önemi olan bir ülke, bugün çok büyük önemi olan bir ülke. Nasıl gündüz geceye muhtaç ise bu anlamda bize birilerinin karşı olması da bizim ihtiyacımız olan bir şey. Keşke karşı olmasalar ama ne yapalım. Bu, ta Habil ve Kabil ile birlikte başlamış bir hikayedir. Yine devam etmek isteyecekler. Biz Adem'in yolundan, Adem'den Hz. Muhammed'e kadar gelen bu ilkelerin yolundan gitmeye devam edeceğiz" dedi.

Kurtulmuş, sözlerini şöyle tamamladı:

"Bu irfan geleneğinin, büyük koşunun, bu İslam'ın büyük koşusunun üçüncü başlangıcı Türkiye'yle, yeni Türkiye ile olacaktır Allah'ın izniyle. Bütün bu oluşlar, Türkiye'nin etrafındaki tartışmalardan, bütün bunlardan hiç üzülmeyin, hiç şüpheye düşmeyin ki, sadece bir doğum sancısıdır. Bu üçüncü büyük koşuya zaten başladık ama daha da hızlandırarak bu büyük koşuyu sürdüreceğiz ve yeniden yer yüzünde adaletin, hakkaniyetin, insafın, vicdanın, aklın ve irfanın hakim olduğu bir dönemi hep beraber kurmaya gayret edeceğiz, Allah sözümüzü kuvvetli kılsın."
Programın ardından Başbakan Yardımcısı Numan Kurtulmuş'a plaket takdim edildi.

Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
<strong>Dikkat!</strong> Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner591