banner519

(Aktüel Görüntü) Davutoğlu: Güvenli Bölge 3 yıl önce kurulmuş olsaydı, milyonlarca Suriyeli Suriye'yi terk etmek zorunda kalmayabilirdi

Özgür ALTUNCU - Gülseli KENARLI - Taner YENER / İSTANBUL, () BAŞBAKAN Ahmet Davutoğlu, "Esed rejimi ve DEAŞ'ın katliamları nedeniyle göç etmek zorunda kalan mazlum halklar için, Suriye içerisinde güvenli bölge kurulmasını gündeme getirdik....

(Aktüel Görüntü) Davutoğlu: Güvenli Bölge 3 yıl önce kurulmuş olsaydı, milyonlarca Suriyeli Suriye'yi terk etmek zorunda kalmayabilirdi

Özgür ALTUNCU - Gülseli KENARLI - Taner YENER / İSTANBUL, () BAŞBAKAN Ahmet Davutoğlu, "Esed rejimi ve DEAŞ'ın katliamları nedeniyle göç etmek zorunda kalan mazlum halklar için, Suriye içerisinde güvenli bölge kurulmasını gündeme getirdik....

14 Ekim 2015 Çarşamba 14:27
banner556

Özgür ALTUNCU - Gülseli KENARLI - Taner YENER / İSTANBUL, () BAŞBAKAN Ahmet Davutoğlu, "Esed rejimi ve DEAŞ'ın katliamları nedeniyle göç etmek zorunda kalan mazlum halklar için, Suriye içerisinde güvenli bölge kurulmasını gündeme getirdik. Eğer bu güvenli bölge 3 yıl önce kurulmuş olsaydı şu anda milyonlarca Suriyeli, Suriye'yi terk etmek zorunda kalmayabilirdi" dedi. Başbakan Davutoğlu Küresel Göç Forumu'na katıldı. Lütfi Kırdar Kongre ve Sergi Sarayı'nda düzenlenen forumun açılışında konuşan Başbakan Davutoğlu, şunları söyledi: "Sığınmacılar konusunda coğrafi yakınlığın sorumluluk anlamına gelmediği hepimizce bilinen bir husustur. Coğrafi yakınlık bu anlamda bir yük olarak değerlendirilemez. Sığınmacılar konusunda, coğrafi yakınlıktan değil, insani, vicdan, sorumluluktan ve duyarlılıktan kaynaklanmaktadır. Vicdan tüm insanlığa yani hepimize aittir. Başta göç dalgasından etkilenen Avrupa Birliği ülkeleri olmak üzere, uluslararası toplumun Suriyeliler ve diğer sığınmacıların ötesine geçerek maddi yardımın da ötesine geçen daha kapsamlı ve tutarlı bir strateji uygulama zorunluluğu vardır. Öncelikle Suriye'den yeni mülteci dalgalarını engelleyebilmek için, Suriye içinde mutlak surette bir güvenlik alan oluşturulması bir zarurettir. Bunun yanı sıra deniz yoluyla Avrupa'ya geçmeye çalışan ve bir kısmı bu yolculukta hayatını kaybeden Suriyeliler'in dramı her geçen gün daha da ağırlaşmaktadır." "UYARILARIMIZA GEREKEN TEPKİYİ, GEREKEN UYARIYI, GEREKEN CEVABI ALAMADIK" Başbakan Davutoğlu, şöyle devam etti: "2015 yılı başından bu yana Sahil Güvenlik Komutanlığımızca 65 bine yakın göçmen denizden kurtarılmıştır. Bu rakam son 5 yılın toplamından daha fazladır. Sahil Güvenlik Komutanlığımızın söz konusu çalışmaları aylık 5 milyon avroya mal olmaktadır. Suriye krizinin başlamasından bu yana terör faaliyetlerinin artması gibi olumsuz kriz yansımaları ve yan etkilerini de hepinizin bir kez daha tezekkür etmesini rica ediyorum. Bunların tümünü uluslararası toplumun dikkatine sunduk. Maalesef bu uyarılarımıza gereken tepkiyi, gereken uyarıyı, gereken cevabı alamadık. Esed rejimi ve DEAŞ'ın katliamları nedeniyle göç etmek zorunda kalan mazlum halklar için, Suriye içerisinde güvenli bölge kurulmasını gündeme getirdik. Eğer bu güvenli bölge 3 yıl önce kurulmuş olsaydı şu anda milyonlarca Suriyeli Suriye'yi terk etmek zorunda kalmayabilirdi. Geçen sene kurulmuş olsaydı yine DEAŞ'a karşı korunan bir bölge, Suriye'ye rejimin hava saldırılarına karşı korunan bir bölge kurulmuş olsaydı bugün çok daha farklı bir bağlamda konuşuyor olurduk." "AVRUPALILAR OLARAK BİZLERİN HEP BERABER MÜSAMAHA KÜLTÜRÜ İLE CEVAP VERMEMİZ GEREKMEKTEDİR" Davutoğlu, sığınmacılar konusunda gerekli adımların atılması için uluslararası topluma çağrı ve uyarılarda bulunduklarını ve bulunmaya devam ettiklerini ifade ederek, şunları kaydetti: "Uluslararası toplumun sorumlu üyelerinin bu kritik dönemde sığınmacıların yaşadığı insanlık dramını hafifletmek için elinden gelen çabayı göstermesi ve insani görevini yerine getirmesi gerekmektedir. Diğer taraftan, sığınmacılar konusunu bazı ülkeler sadece egemenlik tarafından değerlendirmektedir. Ancak yaşadığımız çağda özellikle insani konularda egemenliğin tezahürü sadece iş birliği yoluyla mümkün olabilmektedir. Her hangi bir ülkenin 'şurası benim sınırım, benim egemenlik alanım, buraya her hangi bir mülteci giremez' demesi, insanlık hukuku bağlamında da, uluslararası hukuk bağlamında da doğru bir yaklaşım değildir. İnsani politikalara karşı tutumlarımızı duvarlar örme veya korkuları körükleyerek sürdüremeyiz. Şu kıta sadece Müslümanlara aittir ya da Hristiyanlara aittir gibi bir yaklaşımla kıtaları, toplumları, denizleri bölgeleri bölmek insanlığa karşı işlenen bir suçtur. Özellikle Avrupa Birliği'nde son dönemde artan ırkçı teamüllere, dışlayıcı yaklaşımlara karşı, Avrupalılar olarak bizlerin hep beraber müsamaha kültürü ile cevap vermemiz gerekmektedir. Bu krizlerin kazananları insan kaçakçıları, diktatörleri olurken, burada kaybedenler mazlumlardır, zayıflardır, çocuklardır."

Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
<strong>Dikkat!</strong> Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner591