banner622
banner595

AK Parti’li Karaaslan Hakkında Bilinmeyenleri Anlattı

AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Çiğdem Karaaslan, Gazete Habertürk'te Pazartesi Sohbeti’nde Balçiçek İlter'in konuğu oldu. Karaaslan hakkında bilinmeyenleri anlattı.

AK Parti’li Karaaslan Hakkında Bilinmeyenleri Anlattı

AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Çiğdem Karaaslan, Gazete Habertürk'te Pazartesi Sohbeti’nde Balçiçek İlter'in konuğu oldu. Karaaslan hakkında bilinmeyenleri anlattı.

21 Eylül 2015 Pazartesi 11:08
AK Parti’li Karaaslan Hakkında Bilinmeyenleri Anlattı
banner587
banner605

1979 yılı İstanbul doğumlu ama aile Samsunlu. Mimarlık aslında baba mesleği... Çalışkan bir öğrenci. Bilkent Üniversitesi Güzel Sanatlar Tasarım ve Mimarlık Fakültesi Kentsel Tasarım ve Peyzaj Mimarlığı Bölümü’nü “yüksek şeref öğrencisi’’ olarak bitirmiş olmuş. Yüksek lisans tezi Ankara Üniversitesi’nden, başlığı “Tarihi Kentlerde Kimliksizleşme Sorunu”... Bitti zannetmeyin... Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Sosyal Politikalar Bölümü’nde doktorasına devam ediyor. AK Parti’nin çiçeği burnunda genel başkan yardımcısı ve Samsun Milletvekili Çiğdem Karaaslan’dan bahsediyorum. Çoğu kişi “Nereden çıktı bu isim?” diye düşünse bile, o siyaset alanına attığı kararlı adımları bugün de sürdürüyor. Siyasi serüveni 2005 yılında AK Parti Genel Merkez Gençlik Kolları Tanıtım ve Medyadan Sorumlu Genel Başkan Yardımcılığı göreviyle başlamış. Ardından 2006 yılında yapılan kongrede ana kademe merkez karar ve yönetim kurulu üyeliği.... Ve 4’üncü kez MKYK üyeliği... Karaaslan, 2010 yılından itibaren partisinin genel merkez sosyal işler başkan yardımcılığı görevinde. Haziran seçimlerinde 25. Dönem Samsun Milletvekili seçildi. Ve partisinin “çevre, şehir ve kültürden sorumlu’’ genel başkan yardımcısı oldu.

-Anne Samsunlu, baba Bayburtlu... Nasıl bir aile sizinkisi?

3 kardeşiz. Babam mimar. 1 yaş küçük kız kardeşim engelli. Hem zihinsel hem bedensel. Çok ender görülen ve kız çocuklarında çıkan “Rett sendromu’’. Annem kız kardeşimden sonra hem sadece onunla ilgilendi hem de kendini dernek çalışmalarına verdi.

-Kız kardeşiniz 1 yaş küçük sizden ve çok zor bir hastalığı var. Sizi nasıl etkiledi?

Aslında Deniz ile ikiz gibi büyüdük. Etraftan çok rahatsız edici bakışları, tavırları hatırlıyorum. Annem bizi hiç ayırmazdı, her şeyimiz aynı andaydı. Doğum günlerimiz bile. Hiç ayrı bir hayat yaşamadık. Ailem bu durumu öyle iyi yönetti ki, hiç onu farklı görmedik biz, ailemizin zenginliği olarak gördük.



-Bu size nasıl hissettirdi peki?

Kız kardeşimi çok kıskandım çünkü onunla çok ilgilenilirdi. Hep Deniz konuşulurdu. O yaşlarda olumsuzluk oldu ama sonra daha çok paylaşım yapabileceğim bir kardeş konusunda çok ısrarcı oldum ben. 9 yıl sonra bir erkek kardeşim oldu, Gökhan, o da mimar.

-Ailede mimar çok...

Evet. Ben başka meslek düşünmedim örneğin.

-Aile siyasi mi?

Hayır. Sadece babaannemin erkek kardeşi Adalet Partisi’nden milletvekili. Aktif politika yok ama konuşulurdu evde. Tayyip Bey’e olan sevgim, ta İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı döneminden. Biz Ankara’daydık ama hep o konuşulurdu, İstanbul’daki değişimleri... Sonra AK Parti’ye üye oldum.

-Niye?

Çünkü belki de kız kardeşimin etkisi. Duyarlı olmak. Ama oturup Türkiye’yi masa başında kurtarmamak, taşın altına elini sokmak. Annem rol modelim. Hem engelli bir çocuk hem de 2 ayrı çocuk daha... Sonra 4. evrede bir kanser atlattı. Müthiş bir yapısı vardır. Onun da etkisi büyük.

-Üniversite etkisi peki?

Bilkent mezunuyum. Orası siyasetten çok uzaktır aslında ama demokrat yapısı vardır, örneğin o dönemde başörtülü sınıf arkadaşlarımız vardı ve hiç de sorun yaşamadılar.



-Siz kendinizi muhafazakâr olarak mı tanımlarsınız? Ya da nasıl tanımlarsınız?

Ailem muhafazakâr. Ben de “Muhafazakâr mısınız?’’ diye sorduğunuzda “Evet’’ diye cevap verebilirim ama aslında tanımlamalara karşıyım. AK Parti, muhafazakâr demokrat bir parti.

-Tayyip Erdoğan ile ne zaman tanıştınız?

Gençlik kollarımıza gelmişti. Çok etkilendim. Müthiş bir intiba. Ben fotoğraf çektirilirken arkada kaldım, yani bir anda doldu. Arkaya şöyle bir döndü, beni işaret etti, sandalye buldurdu, yanına oturttu. İlk fotoğrafım öyledir. Çok heyecanlandım, çok mutlu oldum.

-Şansa inanır mısınız?

Siz şans olarak tanımlarsınız, ben “Tesadüf” diyebilirim. Her şeyin bir anlamı olduğuna inanırım. Örneğin bazen şanssızlık dediğimiz kısa dönemde öyle gözükebilir ama her şerde hayır vardır.

-Sizi ilk fark ettiğim fotoğraf, rozet takmaya kucağınızda kızınızla gittiğiniz an...

Evet, 1.5 yaşında kızım ve 5 yaşında bir oğlum var, ikisiyle de gittim. Kadın siyasette yükseldikçe, her alanda olduğu gibi eve ayıracağı zaman azalıyor ve evde de ciddi bir beklenti var. Çocuklara karşı sorumluluğunuz sizden başka kimsenin üstlenemeyeceği bir sorumluluk.

-Ve kadının kendini suçlu hissetmesi için her türlü manevi baskı var, biliyorum o duyguyu...

Olmaz mı? Geçenlerde başıma geldi, görüntülü konuşuyorum bebeğimle arabada. Nasıl feryat ediyor “Anne, anne’’ diye... Bağırıyor, ağlıyor. Yanımdaki dedi ki: “Ben olsam kapatır eve giderdim.’’ Ama öyle olsaydı zaten evden hiç çıkmamam lazımdı. Ama şu olmuyor mu? Bazen o ağlıyor, telefonu kapatıp ben de ağlıyorum. Ama ne ayrılıklar var, Allah böyle ayrılık versin. Kadınlar çok zorlanıyor biliyorum, hep bir seçim meselesi. En zor tarafı kadına özgü nedenlerin göz ardı edilmesi...



-Ne gibi?

Annesiniz, sabaha kadar uyumamışsınız, toplantıya iki kez geç gitme şansınız yok. Ya da doktora götüreceksiniz, yüzler asılır hemen. Ben burada bunu yaşamayan şanslı kadınlardanım. Parti genel merkezinde bir çocuk oyun odası ve bebek bakım odası var. Ben orada kızımı emzirdim örneğin. Müthiş bir kolaylık. Kadını evden çıkarmak için şartların her yerde, kamuda da özel sektörde de düzenlenmesi, iyileştirilmesi gerekiyor. Kadınların siyasete atılması için de önemli. Aday adayları hep kucaklarında çocuklarıyla geldiler.

-Siz ne kadar doğum izni yaptınız?

5 gün. İlk toplantıma kucağımda bebeğimle gittim. Başbakan’ın Cumhurbaşkanı olmadan önce son MKYK toplantısıydı. Sayın Tayyip Erdoğan kulağına bebeğimin ismini okudu. Bebeğime ismini o verdi, “Hatice Sare’’ dedik.

-Demin partinizi “muhafazakâr demokrat” bir parti olarak tanımladınız, “Dinci ya da İslamcı” olarak görenler de var, “Senin ne işin var o partide?” diyen var mı size?

Olmaz mı? Var. Ve hâlâ bunun olduğunu görmek çok ama çok şaşırtıcı. Bu kadar şeffaf bir siyaset yürütmemize rağmen hâlâ “Aaa AK Parti mi?’’ diye şaşırıyorlarsa “Acaba bir körlük mü var?” diye düşünmeden geçemiyorum. Ama eskisi kadar değil, inanın. İlk MKYK üyesi olduğumda gazetelerde bizleri “başı açık ve başı kapalılar’’ olarak yayınlamışlardı. Çok korkunçtu. Hayatımda ilk defa böyle kategorize edilmiştim, çok rahatsız oldum. Oysa partimde kadın olmak bana hep avantaj sağladı, bunu göremiyorlar. Kariyerime bakmaları yeterli. Çalışkanlığın takdir edildiği bir ortamdayım.

-Erdoğan’ın kürtaj karşıtı açıklamaları, 3 çocuk ısrarı... Ne düşünüyorsunuz?

Dönemsel eleştiriler oluyor, Erdoğan hissettiğini söyleyen bir insan. 3 çocuk öneriyor, bu toplum için önemine inanıyor ve katıldığı toplantılarda dile getiriyor. Üstelik mantıklı ve bilimsel bir açıklaması da var bu ısrarın nüfus açısından. Ama kimsenin kafasına silah dayamıyor ki 3 çocuk diye... Bu sadece bir öneri. Konuşabilmek önemli. Bir kesim bu açıklamadan rahatsız olabilir ama bir kesim de mutlu oluyor.

-Siz 3’üncü çocuğu yapacak mısınız?

Eeee, şimdi değil. Ama ileride düşünülebilir herhalde...

‘İLK DEFA BİR AVUKATIM OLDU’

-Geçtiğimiz günlerde hakkınızda haberler çıktı. Eşinizin mimarlık şirketiyle devlet ihaleleri aldığınıza dair. Siz bir açıklama yapıp yalanladınız ama tekrar sormak isterim.

İlk haberden 15 gün sonra ikinci haber çıktı ve iddialarına göre biz o 15 günde 15 ihale daha almışız. Açık artırma gibi... İnanmak mümkün değil. Evet, bu benim işim ve siyasete girene kadar da hakkıyla bu işi yürüttüm. Eşim de öyle. İlk akla gelen bu mu peki?



-Siz yükseldikçe eşiniz de ihale alıyor m
u?

İddia edilen bu... Olabilir mi böyle bir şey? Detaylara girmiyorum çünkü mahkeme kararı var. Tekzip bile yayımlamadılar. Hayatımda, hakkımda çıkan ilk negatif haber. Cumhuriyet Gazetesi sayesinde ilk defa bir avukatım oldu. Hayatımda ilk defa mahkemede işim oldu. Beni hiç tanımayan insanların aklında “Acaba mı?” sorusu yaratmaya çalışıyorlar. Sonra bir de baktım ki çevremde bu “Çamur at izi kalsın” durumunu yaşamayan yokmuş, herkesin başına gelmiş. “Olur bu!’’ dediler.

-Etik mi peki sizin bu durumunuz?

Vekil seçildikten hemen sonra şirketi bıraktım zaten etik olmadığını düşünerek. Ama eşim işine devam ediyor. Bir insanın başarılı olması ve işini iyi yapması dünyanın hiçbir yerinde suç değildir. Başarının arkasında bit yeniği aramak mıdır problemli bakış acaba?

"BIRAKSALARDI OPERA BİNASI YAPACAKTIK!"

-Yeni göreviniz neyi kapsayacak?

Bu işin felsefesini, ruhunu, mutfağını oluşturacak bir alan burası. Proje üreteceğiz. Örneğin açık alan kullanımları şehir-üniversite ilişkisi. Örneğin İstanbul müthiş ilham verici bir şehir. Artık ilham veriyor mu şairlere, yazarlara... Son 50 yılda kaç şiir yazıldı vs... Modernitenin gerçeklerinden kaçamayız ama var olanı muhafaza etmemiz gerekir. Tarihi kentlerde kimliksizleşme üzerine tez yazdım ben. Bütün şehirler konusunda akıl yoracağız; akademisyenlerle, işin uzmanlarıyla.

-Taksim AKM için ne düşünüyorsunuz?

Tarihi bir yapı mı? Hayır. Eski. Estetik mi? Hayır. Kente kattığı bir şey var mı? Hayır. Akustik açıdan bile sorunlu. Ben demiyorum, işi bilenler söylüyor. Ben şunu anlamıyorum. Yerine ne yapılacağını bile tartışmadılar, “Burası yıkılmasın” diye kampanya başlattılar. Yıkılmasın da ne olsun, çürüsün de çöksün mü? Oysa ki orası için düşünülen, İstanbul’a çok yakışacak bir opera-sahne sanatları binasıydı.

-Orada şöyle bir korku vardı: “AKP opera binası yapar mı?

Hep önyargı. Yapacaktık ama izin vermediler!

-Gezi Parkı, ağaçlar?

Ben şunu diyeni de duydum: “Hava çok sıcak, evet tabii çok sıcak, kestiler Gezi’deki ağaçları, memleketin iklimi değişti.” İşi buraya kadar vardırdılar.

-İnanıyor musunuz bu anlattığınıza?

Ben şahit olmadım, anlattılar. Akıl tutulması yaşanıyor çünkü. Çevreekoloji çok önemli ama bu hassasiyetler kullanılıyor diye düşünüyorum. Twitter’da “yeşil savaş’’ diye bir şey başladı. Bu örgütlenmelerle yeşilin ilgisi nedir? Benim sorumlu olduğum bu birim, bu kutuplaşmayı kucaklayacak projeler üretebilen yer olacaktır.

kaynak: Gazete Habertürk 
Son Güncelleme: 21.09.2015 11:19
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
<strong>Dikkat!</strong> Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner599