banner519

Doç. Dr. Göçmez: Görme kaybı tümörün habercisi olabilir

BEYİN, Sinir ve Omurilik Cerrahisi uzmanı Doç. Dr. Cüneyt Göçmez, insan vücudundaki yaşamsal hormonların seviyesini ayarlayan hipofiz bezinin büyümesiyle oluşan tümörlerin, birçok sağlık sorununun başlangıç noktasını oluşturduğunu...

Doç. Dr. Göçmez: Görme kaybı tümörün habercisi olabilir

BEYİN, Sinir ve Omurilik Cerrahisi uzmanı Doç. Dr. Cüneyt Göçmez, insan vücudundaki yaşamsal hormonların seviyesini ayarlayan hipofiz bezinin büyümesiyle oluşan tümörlerin, birçok sağlık sorununun başlangıç noktasını oluşturduğunu...

19 Kasım 2015 Perşembe 13:45
Doç. Dr. Göçmez: Görme kaybı tümörün habercisi olabilir
banner556
banner605
BEYİN, Sinir ve Omurilik Cerrahisi uzmanı Doç. Dr. Cüneyt Göçmez, insan vücudundaki yaşamsal hormonların seviyesini ayarlayan hipofiz bezinin büyümesiyle oluşan tümörlerin, birçok sağlık sorununun başlangıç noktasını oluşturduğunu söyledi. Göçmez, ''Görme kaybı, hipofiz bezi tümörünün habercisi olabilir'' dedi.
Doç. Dr. Cüneyt Göçmez, hipofiz bezinin hemen üzerinde bulunan tümör, göz sinirlerine baskı yaptığında cerrahi müdahalenin kaçınılmaz hale geldiğini belirtti. Bu tümörün varlığının önemli bir belirtisi ise hastanın, ‘at gözlüğü ile bakıyormuş’ gibi bir hisse kapılması ve görme kaybıyla yüz yüze gelmesi olduğunu kaydeden Göçmez, ''Hipofiz bezi, beynin ortasında bulunan, bir nohut tanesi büyüklüğünde ve ağırlığı yaklaşık 0,5 gram olan vücudun bütün hormonlarını kontrol eden bir merkezdir. Tiroit ve kortizon, kadınlarda süt hormonu, büyüme hormonu, testosteron, östrojenik salgı bezleri gibi hormonların seviyelerinin ayarlanmasında önemli bir rolü olan hipofiz bezi, ayrıca vücudun sıvı dengesini oluşturan antidiüretik hormonu da salgılıyor'' ifadelerini kullandı.
Hipofiz bezindeki hücrelerin normalin dışında büyümesinin 'adenom' olarak adlandırıldığını vurgulayan Doç. Dr. Göçmez, şunları söyledi:
''Adenomların nerdeyse yüzde 50’si fazla hormon salgılayan geri kalanı hormon salgılamayan tümörlerdir. Hormon salgılamayan grupta yer alan adenomlar, göz sinirlerine baskı yapabilir. Çünkü göz sinirleri hipofiz bezinin hemen üzerinde yer alır. Bu baskı sonrası; baş ağrısı ve belirgin görme bozukluğu oluşur. Hipofiz bezindeki tümör nedeniyle hasta sanki at gözlüğü ile bakıyormuş gibi bir hisse kapılır. Görüş azalır, bir süre sonra kişi sağ ve sol tarafını göremez hale gelir. Bazı hastalar bu durumu uzun bir süre geçtikten sonra fark etmektedir.'' 
Doç. Dr. Cüneyt Göçmez, hormon salgılayan adenomlar söz konusu olduğunda daha farklı belirtiler ortaya çıktığını da belirtti. Göçmez, ''Örneğin büyüme hormonu salgılayan bir adenom gelişmişse, büyüme çağındaki çocukların boyları aşırı uzar. Erişkin hastalarda ise beyin hariç iç organlar büyür. Eller ve ayaklarda, çenede ve burunda da büyüme yani akromegali oluşur. Bu hastalar şeker hastası olmaya adaydır. Bu tip hastaların büyük bir bölümünü ise aşırı kalp büyümesi nedeniyle yaşamını kaybetmektedir'' dedi.
CUSHİNG HASTALIĞI DA AŞIRI HORMONLARA BAĞLI
Adenomlarda bir başka klinik tablonun ise vücuttaki kortizon seviyesinin artmasıyla ortaya çıkan Cushing hastalığı olduğunu bildiren Göçmez, ''Bu hastalığın nedeni, hipofiz bezinin böbreküstü bezini uyaran adrenokortikotrop hormonunu (ACTH) fazla üretmesidir. Cushing hastalığının en önemli belirtileri omuz başların yağlanma (bufalo tipi), vücutta oluşan mor renkli çizgiler, vücudun değişik yerlerindeki sivilcelerin artması ve aşırı şişmanlamadır. Bu hastalıkta kemik erimesi ise önemli bir sonuçtur'' diye konuştu.
KADINLARDA KISIRLIK, ERKEKLERDE İKTİDARSIZLIK OLABİLİR
Doç. Dr. Göçmez, kadınlarda prolaktin salgılanması durumunda ise göğüste hassasiyet ve süt gelmesi görüldüğünü, ilerleyen dönemde kadınlarda kısırlık, erkeklerde ise iktidarsızlık, sakal ve bıyıklarda dökülme gibi bulgular ortaya çıktığını da kaydetti. Bu tür tümörlerin tedavisinde öncelikli olarak medikal tedavi uygulandığını ifade eden Göçmez, ''Ancak akromegali durumunda herhangi bir salgı yapmayan ve göz sinirlerine baskı yapan bir tümör söz konusu ise cerrahi müdahale kaçınılmazdır. Eskiden mikroskobik yapılan cerrahi müdahalelerin yerini minimal invaziv olarak adlandırılan endoskopik yöntem almıştır. Endoskopik yöntemlerle, ince bir boru içine yerleştirilmiş kamera sayesinde burundan girilerek en iyi görüntü elde edilmektedir. Tümörlü alanı görebilmek için kafatasında oluşturulan büyük kesilerin yerini alan minimal invaziv cerrahiler sayesinde doku tahribatı azalmış, hastaların iyileşme ve normal yaşama dönüş süreleri kısalmıştır'' dedi.

FOTOĞRAFLI



 

Yükleniyor...
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
<strong>Dikkat!</strong> Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner599