banner622
banner595

Bakan Avcı’nın Açıklamaları

Milli Eğitim Bakanı Nabi Avcı, dershanelerin dönüşüm sürecine ilişkin "2 bin 214 kurum var inceleme altında, ama şu ana dönüşüm, tamam, sen bütün kriterleri karşılıyorsun, sana müracaat ettiğin okul türünde, bu anaokulu olabilir,...

Bakan Avcı’nın Açıklamaları

Milli Eğitim Bakanı Nabi Avcı, dershanelerin dönüşüm sürecine ilişkin "2 bin 214 kurum var inceleme altında, ama şu ana dönüşüm, tamam, sen bütün kriterleri karşılıyorsun, sana müracaat ettiğin okul türünde, bu anaokulu olabilir,...

02 Haziran 2015 Salı 16:34
Bakan Avcı’nın Açıklamaları
banner556
banner605
Milli Eğitim Bakanı Nabi Avcı, dershanelerin dönüşüm sürecine ilişkin "2 bin 214 kurum var inceleme altında, ama şu ana dönüşüm, tamam, sen bütün kriterleri karşılıyorsun, sana müracaat ettiğin okul türünde, bu anaokulu olabilir, ilkokul olabilir, ortaokul olabilir, temel lise olur, lise olabilir, bunlardan birinde faaliyet göstermek üzere ruhsatlandırma yaptığımız kurum sayısı 364" dedi.
Milli Eğitim Bakanı Avcı, katıldığı bir televizyon programında gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu. 7 Haziran seçimlerinin Türkiye’nin 2023 hedefleri açısından önemiyle ilgili Bakan Avcı, “7 Haziran seçimleri Türkiye açısından ve dolayısıyla bölgemiz açısından çok önemli. Önümüzdeki 10 yılın rotasını çizecek bir seçim. Bu seçimle Türkiye inşallah 2023 hedefleri doğrultusunda istikrarlı bir 10 yıl kazanacak. Gerçi seçim 4 yıl için yapılıyor ama bu seçim bundan sonraki seçimlerin de belirleyicisi olacak bir seçim, o nedenle inşallah 7 Haziran’da Türkiye’nin önünde uzun bir istikrar dönemi açılmış olacak. Türkiye’nin bu istikrara gerçekten ihtiyacı var, çünkü Türkiye pek çok alanda önemli mesafeler aldı, demokratikleşmede, ekonomide, eğitimde, ulaşımda, sağlıkta pek çok hamleler gerçekleştirildi, mesafe alındı, ama bütün bu iyileştirmelerin, bu düzenlemelerin, bu kazanımların kalıcı olabilmesi için bizim bir istikrar dönemine ihtiyacımız var. Aksi takdirde, bugünlerde özellikle bizim vurguladığımız eski Türkiye, yeni Türkiye ayrımı boşuna bir vurgu değil, çünkü eski Türkiye hala büsbütün etkisiz hale gelmiş değil. Dolayısıyla, eğer 7 Haziran sonrasında Allah muhafaza Türkiye bir istikrarsızlık dönemine girerse, bir maceraya girerse bütün bu kazanımların elden gitme ihtimali yok denilemez” diye konuştu.
“MİLLETİN SAĞDUYUSUNUN BÖYLE BİR GERİ DÖNÜŞE İZİN VERMEYECEĞİNİ ZANNETMİYORUM”
Avcı, konuşmasını şöyle sürdürdü:
“Yani ben ona ihtimal vermiyorum açıkçası, yani milletin sağduyusunun böyle bir geri dönüşe izin vermeyeceğini zannetmiyorum. Ama şüphesiz siyasette ihtimaller hep konuşulmuştur, bugün de konuşuluyor, bu ihtimallerden biri olarak, bu senaryolardan biri olarak böyle bir geri dönüş, böyle bir istikrarsızlık ihtimali özellikle genç seçmenler açısından mutlaka vurgulanması gereken bir senaryodur. Böyle bir senaryonun olduğu doğru, böyle bir senaryo için içeriden ve dışarından pek çok aktörün işbirliği halinde iktidarın ve dolayısıyla, iktidar derken aslında AK Parti’nin önünü kesmeye çalışken Türkiye’nin önünü kesmeye yönelik bir senaryo olduğu çok açık. O yüzden çok birbirine benzemez aktörler şu anda önceden hiç tahmin edilemeyecek ittifaklar içine girebiliyorlar. O bakımdan, böyle bir senaryonun getireceklerini, maliyetini, faturasını gençlerin, kadınların çok iyi bilmeleri lazım. Kadınlar derken özellikle ev hanımlarını kastederek söylüyorum, çünkü o eski Türkiye dediğimiz karanlık dönemlerde nelerin yaşandığını en iyi onlar biliyorlar, emekliler biliyorlar. Yani emekliler derken belli bir yaşın üzerinde olan insanlar Türkiye’nin geçmişte neler yaşadığını, 2002 öncesinde nasıl bir karanlık girdaba girdiğimizi ülke olarak hatırlıyorlar, ama onları gençlerin öğrenmesi, bilmesi lazım ve oyunu kullanırken de bu tür en kötü durum senaryolarına geçit vermeyecek bir bilinçle oylarını kullanmaları için bu vurgular yapılıyor.
Buna mukabil muhalefetin seçim stratejisine baktığımızda, muhalefetin derken hepsini bir şemsiye altında toplamakta hiçbir beis görmüyorum, çünkü koro halinde çalışıyorlar, yani başka zaman yan yana gelmeleri bile düşünülemeyecek olan partilerin şimdi aynı söylemleri birbirlerini destekleyecek bir üslupla AK Parti’ye karşı kullandıklarını görüyoruz. Yani en başta Ana Muhalefet Partisi’nin söylemlerinde de ben doğru o eski Türkiye tınılarını, eski Türkiye çağrışımlarını çok net görüyorum. Hatta o yüzden zaman zaman Sayın Kılıçdaroğlu’nun ve Sayın Bahçeli’nin söylemlerine baktığım zaman, Türkiye bunları yaşadı, bu tür böyle altı boş, hiçbir şekilde gerçekleştirilemeyecek vaatlerle eskiden kimlerin, işte o ne veriyorsa ben onun 5 fazlasını vereceğim, daha ne verdiği belli olmayan bir hükümete karşı ben onun 5 fazlasını vereceğim diyecek kadar hesapsız, kitapsız vaatler duyduğumuz seçimleriTürkiye yaşadı geçmişte. Dolayısıyla, bir zaman tünelinden gelen sesler gibi algılıyorum açıkçası bu tür söylemleri.”
“KILIÇDAROĞLU SEÇİM KAMPANYASINI CHP ÜZERİNDEN DEĞİL, BİRİNCİ TEKİL ŞAHIS ÜZERİNDEN YÜRÜTÜYOR”
“Kılıçdaroğlu seçim kampanyasını CHP üzerinden değil, birinci tekil şahıs üzerinden yürütüyor” diyen Avcı, “Sayın Kılıçdaroğlu’nun üslubunda o nezaket tarafını bir tarafa bırakıyorum o zaten çok açık, bunu herkes görüyor, ama onun dışında çok birinci tekil şahıs üzerinden konuşuyor, ben şöyle yapacağım, ben böyle yapacağım, benim adım bu, ben şunları yapacağım. Şimdi hani geçmişte, bugün de tek adamlıkla partiye tek başına hakim olmakla suçlanan Sayın Cumhurbaşkanımız Başbakan olduğu dönemde veya şimdi Sayın Başbakanımızın ağzından siz hiç birinci tekil, ben şöyle yaptım, ben böyle yaptım, ben yapacağım, ben edeceğim laflarını duydunuz mu? Hep bir ekip adına, bir hareket adına konuşulmuştur, bugün de öyledir. Yani biz şöyle yapmayı düşünüyoruz, biz böyle yaptık, böyle yapacağız filan. Sayın Kılıçdaroğlu’na belki ki birileri veya kampanyasını yürüten ajans demiş ki, CHP’nin kamuoyu algısı çok parlak değil kurumsal olarak, onun için CHP üzerinden değil, kişisel birinci tekil şahıs üzerinden, ben ben ben diye konuş demişler olabilirler ama, bir sosyal demokrat partide böylesine tek adam görüntüsü veren bir söylem bana doğrusu çok yakışıksız geliyor. Tabi kendi bilecekleri iş, nasıl konuşursa konuşur, o ayrı da, ama CHP’li veya ortadaki seçmenin de bu vurguya dikkat etmesi lazım. Çünkü orada bu aynı zamanda şunun da göstergesidir: Bir ekip olmadığını, birtakım olmadığını, bir kadro olmadığını, işte bir isim üzerinden bir parlatma yapılmaya çalışıldığını. Bu daha önce denendi çeşitli benzetmelerle Sayın Kılıçdaroğlu’na işte Gandi benzetmeleriyle filan bu şey yüklenmeye çalışıldı ama tutmadı, taşıyamadı o imajı, şimdi de taşıyamıyor. Tamam, kampanyasını yürüten ajansın dediği gibi yapmaya devam etsin” ifadelerini kullandı.
“BUGÜN GÖREV YAPAN HER İKİ ÖĞRETMENDEN BİRİNİ AK PARTİ ATAMIŞTIR”
Şu anda 900 binin üzerinde öğretmenin olduğunu bildiren Avcı, “Bu 900 bin öğretmenimizin yarısından fazlası AK Parti döneminde atanmıştır, 458 bin küsur öğretmenimiz bu dönemde atanmıştır, yani bugün görev yapan her iki öğretmenden birini AK Parti atamıştır, Milli Eğitim Bakanlığı olarak biz atadık. Bu, Cumhuriyet tarihinde yapılmış en büyük öğretmen alımıdır 458 bin. Şimdi nasıl alınıyor bu öğretmen adayları? KPSS sınavına giriyorlar, KPSS sınavında belli bir başarıyı tutturanlar kendi branşlarında, matematikçiler kendi içlerinde, tarihçiler kendi içinde, Türkçeciler kendi içinde sıralanıyorlar, o sıralamayla, bunlar şeffaf bir biçimde yapılıyor ve sonra bunların tercihlerine göre atamaları yapılıyor. 2014 Temmuz ayında yapılan KPSS’yle Ağustos ayında 35 bin, Şubat ayında 15 bin olmak üzere 50 bin öğretmen adayı atandı geçen yıl, sadece geçen yıl 50 bin. Şimdi önümüzdeki Temmuz ayında da yine KPSS sınavı yapılacak, onun sonuçlarıyla da oradan alınan puanlara bakılarak Milli Eğitim Bakanlığı’na önümüzdeki yıl için Maliye Bakanlığı tarafından Bütçe Kanunuyla tahsis edilen kadro sayısı 47 bindir, bunun içerisinden hangi branşta ne kadar öğretmene atama yapacağımızı emeklileri de gözüne alarak, hangi branşta ne kadar öğretmen boşluğumuz var, ihtiyacımız var, hangi illerde bunlar en çok ihtiyaç var, onları da hesaplayarak belli bir planlama dahilinde inşallah Ağustos ayında da bu atamaları gerçekleştireceğiz” şeklinde konuştu.
Sadece eğitim fakültesinden mezun olanların değil, fen fakültelerinden mezun olanlar da, İspanyolca dili ve edebiyatı bölümünden mezun olanlar da pedagojik formasyon aldıkları için kendilerini potansiyel öğretmen adayı olarak gördüklerini ifade eden Bakan Avcı, “Bakın şimdi siyasal bilgiler fakültesinden de ne yetişiyor? Diplomat yetişiyor, yani hariciyeye girebiliyor siyasal bililer mezunları, kaymakamlık sınavına giriyorlar, bankalarına giriyorlar, değişik kamu kuruluşlarında görev alabiliyorlar. Şimdi şöyle bir sloganımız yok, şöyle bir tabir yok, atamayan kaymakamlar. Kaymakamlar nasıl atanıyorsa öğretmenler de o şekilde atanıyor. Bir okulu bitirmiş olmak yetmiyor, aynı zamanda o meslek için bir sınava giriliyor, Kaymakam adayları da siyasal bilgiler fakültesini bitirir bitirmez ben kaymakam adayıyım, hatta atanamamış kaymakamım demiyorlar, onlar da kaymakamlık sınavına, İçişleri Bakanlığı’nın açtığı sınavlara giriyorlar veya atamayan bankacı olmuyorlar, bankaların açtığı sınavlara giriyorlar, öğretmenlikte de böyle” dedi.
“ÖĞRETMEN ADAYLARI CHP’NİN 350 BİN ATAMA YAPACAĞINA İNANMIYOR”
Bakan Avcı, şunları kaydetti:
“Bütün öğretmenlere, sade onlara değil, şu anda görev yapan öğretmenlere de ikinci ayın sonunda, kusura bakmayın, bu aybaşında maaşları yetiştiremiyoruz demek zorunda kalırlar veya öyle maaşlar verirler ki o maaşlarla öğretmenlerimiz veya kamu çalışanlarımız bugün aldıklarının yarısını bile alamaz hale, yani enflasyon demektir vesaire. Şimdi bunları insanlar biliyorlar aslında, bu vaatleri yapanlar da biliyorlar. Ama bu vaatleri böyle ulu orta dillendirmelerinin bir sebebi, iktidara gelemeyecek olmanın rahatlığı içinde diyeyim konuşuyorlar. Şimdi bakın, iktidardan ne kadar uzaksa vaatler o kadar büyüyor.
Bir başkası da diyor ki, asgari ücreti 5 bin lira yapacağım, çünkü onun hiç ihtimali yok, o daha da marjinal bir yerden konuşuyor. Dolayısıyla, iktidara gelme ihtimali olmadığı için, nasıl olsa bunun hesabı kendisinden sorulmayacağı için, niye yapmadın denilmeyeceği için, böyle ulu orta, hesapsız, kitapsız vaatlerde bulunabiliyor. Ben dün Seyitgazi’deydim, Eskişehir’in ilçesi, orada mesela bir ücretli öğretmen adayı, ben dedi 5 yıldır atanamıyorum. Ben de dedim ki, hayır, 5 yıldır siz bir sınava girmişsiniz ve o sınavlarda, bu 5 sınavda da gerekli puanı tutturamamışsınız. Ama dedi muhalefet 350 bin alacağım diyor, siz de deyin. Ben diyemem, benim sorumluluğum var. Sen dedim inanıyor musun peki muhalefetin 350 bin öğretmen atayacağına? Hayır, inanmıyorum, ama siz söylerseniz inanırım dedi. Şimdi bakın bu çok önemli bir şey, yani onun söylediğine inanmıyor, onun zaten iktidara gelmeyeceği için den ayrıca ona prim vermiyor, ama yarın sorumluluk üstleneceğini bildiği bir muhatabına, siz söylerseniz inanırım diyor. İktidardakilerin sırtında yumurta küfesi var, onların sırtında yumurta küfesi yok. Ama şu var: Bu gençlerin hayalleriyle bu kadar oynanması da bana doğrusu hüzün veriyor.”
Dershane öğretmenleri, dershanelerin dönüştürülmesine ilişkin yasanın öngördüğü kriterlere değinen Avcı, “Onların başında da kesintili de olsa toplamda 6 yıl sigortalı çalışmış olmak kaydıyla onlar da yine ayrı bir sınava alınacaklar, dershanelerde daha önce 6 yıl kesintili de olsa çalışmış olsa çalmış olan eğiticiler sınava alınacaklar, onlar da öğretmen adayı olarak Milli Eğitim Bakanlığı’nın uygun gördüğü kurumlarda ve yerlerde görevlendirilebilecekler, ama sınavsız değil, yani öyle bir dedikodu da yaygınlaştırılmak isteniyor, işte biz KPSS’ye girerek giriyoruz, dershaneciler doğrudan giriyor, hayır, dershaneden gelecekler olanlar da.
Kaldı ki, ben dershaneden de çok yüksek sayıda bir talep olacağını zannetmiyorum, çünkü bu bir dönüşüm programı, bu dönüşüm programı çerçevesinde dershaneler özel okula dönüşüyor, özel okula dönüştüğü zaman daha çok sayıda eğitmene, daha çok sayıda öğretmene ihtiyaç duyacaklar, mevcut öğretmenlerinin üstüne ayrıca yine piyasadan öğretmen adayı veya öğretmen almak zorunda kalacaklar ve nitekim işte yeni açılan okullarında da onu görüyoruz.
Onlarla ilgili kadro hazırlığımız ayrı, o 5 bin civarında olacağını tahmin ediyoruz, o kadro Milli Eğitim Bakanlığı’na tahsis edilmiş durumda, o müracaatları da uygun kriterleri karşılamaları koşuluyla değerlendireceğiz. Bu kriterlerin içerisinden o da ayrılır, ama dediğim gibi o 5 binin üzerine çıkmaz” ifadelerini kullandı.
“Bizim 900 bin küsur öğretmenimiz var, binlerce okulumuz var, binlerce kurumda hizmet veriyoruz, kamuda çalışan her 3 kişiden 1’i Milli Eğitim Bakanlığı’nda çalışıyor, biz Türkiye’nin en büyük arsa spekülatörüyüz, Milli Eğitim Bakanlığı’na tahsil edilmiş eğitim alanları var biliyorsunuz” ifadesini kullanan Avcı, “İnşaatta, biz Türkiye’nin en büyük müteahhidiyiz, binlerce okul yapıyoruz. FATİH Projesi kapsamında binlerce tablet bilgisayar, yüz binlerce tablet bilgisayar alıyoruz dağıtıyoruz, bunlarla ilgili yatırımlar yapıyoruz, sınıflarımıza etkileşimli tahta. Yani olağanüstü büyük bir kurumun binlerce faaliyetinden söz ediyorum. Şimdi bu kadar büyük bir kurumun, bu kadar çok işlerle uğraşan bir kurumun içinden ararsanız şüphesiz birtakım aksaklıklar, yanlışlıklar ortaya çıkar, çıkıyor da nitekim biz de bunların gereği yasalar içerisinde zaten yapıyoruz. Fakat, özellikle bu dershanelerin dönüşüm süreciyle birlikte Milli Eğitim Bakanlığı’na, Milli Eğitim Bakanından başlayarak, Milli Eğitim Bakanına, Milli Eğitim Bakanlığı Müsteşarına, Milli Eğitim Bakanlığı İnsan Kaynakları Genel Müdürüne, dershanelerin dönüşümünden sorumlu olan Özel Öğretim Kurumları Genel Müdürüne ve Müdürlüğüne ve Milli Eğitim Bakanlığı’na, yani bütün maarif camiasına yönelik çok ciddi, çok sistematik bir karalama, kötülüme, dezenformasyon kampanyası yürütülüyor. Bunu paralel yapı ürütüyor, bunların yayın organlarına, gazetelerine, dergilerine, televizyonlarına baktığınız zaman her gün çok sistemli bir şekilde, milli eğitim çöktü, Ağrı’da bir okulun camı kırıktır, milli eğitim çöktü diye fotoğrafını koyarlar. Bulamadıkları zaman da mizansenler, senaryolar düzenlerler, çocukların eline tezek tutuşturup onların fotoğrafını çekip hala doğuda okullarda tezekli eğitim yapılıyor diye haber yaparlar. Araştırdığımızda arkasından şu çıkmıştır: O okulda 15 ton kömür, 1,5 ton odun var, ama orada bağlantılı bir ajansla, kendi ajanslarıyla böyle bu tür dezenformasyonlarla Milli Eğitim Bakanlığı’nı ve dolayısıyla Hükümeti, eğitim politikalarını kötülemek için, karamsarlık yaymak için sistematik bir kampanya yürütülüyor” değerlendirmesinde bulundu.
“RUHSATLANDIRMA YAPTIĞIMIZ KURUM SAYISI 364”
Dershanelerin dönüşüm sürecinde getirilen kriterlerin herkes için geçerli olduğunu söyleyen Avcı, “En başta mali yapısı inceleniyor, yani bu kurumun dershaneden özel okula dönüşmesi halinde alacağı öğrencileri mezun edinceye kadar ayakta duracak sağlam bir mali yapısı var mı? Hangi bir suç örgütüyle, terör örgütüyle, mafyayla, şununla bununla alakası var mı? Bunların hepsi inceleniyor, şu ana kadar bunlar yasal kriterler üzerinden yapılıyor. Dönüşüm için müracaat eden bugüne kadar 2 bin 262 kurum müracaat etmiş bugün itibarıyla, bunlardan 2 bin 214’ünün müracaatı kabul edilmiş, yani incelemeye alınmış. İşte dediğim gibi mali yapısı itibarıyla, fiziki altyapısı itibarıyla, beşeri altyapısı, eğitim kadroları, herhangi bir sabıkayı gerektirecek herhangi bir bağlantı var mı, yok mu, bütün bunlar yasal ölçütler içerisinde inceleniyor. 2 bin 214 kurum incelemeye alınmış, şu anda bunların 364’üne bu incelememizin ne kadar titiz yürüdüğünün de bir göstergesi, 2 bin 214 kurum var inceleme altında, ama şu ana dönüşüm, tamam, sen bütün kriterleri karşılıyorsun, sana müracaat ettiğin okul türünde, bu anaokulu olabilir, ilkokul olabilir, ortaokul olabilir, temel lise olur, lise olabilir, bunlardan birinde faaliyet göstermek üzere ruhsatlandırma yaptığımız kurum sayısı 364. Ret etme gerekçeleri dediğim gibi bu kriterleri karşılamıyorsa. Bir de şöyle yapıyoruz: Eğer bir yerleşim biriminde aynı okul türünde başka da varsa ve dolayısıyla orada gerçekten böyle bir talebin olmayacağı ikinci bir kuruma, üçüncü bir kuruma, yani orada boş kalacağı anlaşılıyorsa, onlara da sen o türden değil, şu türden bir kurum açarsan, orda bu türden bir kuruma ihtiyaç var. Orada diyelim Anadolu lisesine ihtiyacımız yok ama, ana sınıfına, anaokuluna ihtiyacımız var, dolayısıyla o tür önerilerimizi de yapıyoruz. Şimdi paralel yapıyla irtibat konusu da, bunların mali yapılarından filan onlar çıkartılabiliyor zaten, dolayısıyla onlar da yasalar içerisinde, hiç kimsenin kaşına, gözüne bakarak sen şusun, sen busun diyecek halimiz yok, yasalar içerisinde hangi kriterleri karşılıyor, hangilerini karşılamıyor, ne tür bağlantılar var yasal olarak bunlar incelenip ona göre karar veriliyor” dedi.
“ÖĞRENCİ BAŞINA ANAOKULLARINDA 2 BİN 500 LİRA, ORTAOKULLARDA 3 BİN LİRA, LİSELERDE 3 BİN 500 BİN LİRA, TEMEL LİSELERDE 3 BİN LİRA TEŞVİK VERİYORUZ”
Teşviklerle ilgili konuşan Avcı, şunları söyledi:
“Geçen sene 250 bin demiştik genel olarak.Ama genel kamuoyu bunu bilmeyebilir, ne olduğunu önce kısaca özetleyeyim. Biz geçen yıl yaptığımız düzenlemeyle devlet okullarından özel okullara gidecek olan öğrencilere, öğrenci başına anaokullarında 2 bin 500 lira, ortaokullarda 3 bin lira, liselerde 3 bin 500 bin lira, temel liselerde 3 bin lira teşvik veriyoruz. Bu aslında hatırlarsanız daha önce Hüseyin Çelik Bey zamanında özel okullarda atıl kapasiteleri değerlendirelim, çünkü bazı özel okulların kapasiteleri tam dolmamış, buna mukabil devlet okullarında da bazı sınıflarda aşır yoğunlaşma olabiliyor, dolayısıyla devlet okulları üzerindeki baskıyı özel okulların atıl kapasitesini değerlendirerek azaltalım, bu arada devlet okulundan özel okula gideceklere de biz devlet okulunda ne kadar onlar için harcama yapıyor idiysek, onu da teşvik olarak onlara verelim, bu işin mantığı budur. Fakat, o zamanki Sayın Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer bunu belli bir cemaatin okullarına destek vermek üzere yapılmış irticai bir faaliyet olacağı gerekçesiyle, ben kısaca özetliyorum bunun gerekçesini, çok uzun bir gerekçesi var, ama özü bu, ret etmişti bunu.
Şimdi bunu niye söylüyorum? Hem Hüseyin Beye veya o dönemdeki ekip arkadaşlarına, Milli Eğitim Bakanlığımıza teşekkür etmek için söylüyorum, hem de bir şehir efsanesi dolaştırılıyor ya, efendim, Milli Eğitim Bakanlığı’nda çok sık bakan değişiyor, dolayısıyla politikalar da bakandan bakana değişiyor gibi şeyler var. Yani yaz-boz tahtası falan lafları, bunlar da yine o sistematik dezenformasyon kampanyasının bileşenlerindendir. Ama bu örnek de gösteriyor ki, Milli Eğitim Bakanlığı’nda bir süreklilik söz konusudur, evet bakanlar değişmiş olabilir. Kültür Bakanlığı’nda aynı sayıda bakan değişti bu dönemde, yani sadece Milli Eğitim Bakanlığı’nda değil, pek çok başka bakanlıkta da bakan arkadaşlarımız değişti, ama aynı hükümetin bakanları olarak göreve devam ettiler, aynı hükümet programına bağlı olarak çalıştılar, Milli Eğitim Bakanlığı da böyle. Dolayısıyla, Milli Eğitim Bakanlığı zaten kurumsal kültürü çok yüksek bir Bakanlığımızdır, hafızası çok güçlü bir bakanlıktır, bu süreklilik orada söz konusudur. Öyle bakandan bakana, bakan bir gece yatacak, ertesi gün şöyle yapalım diye karar, böyle bir şey söz konusu değil. Bunlar önceden pilot uygulamaları yapılır, denemeleri yapılır, çalıştayları yapılıyor, kamuoyuna soruyoruz. En ufak bir yönetmelik değişikliğini bile biz öncelikle internet sitemizde ilan ediyoruz, ilgili bütün paydaşlara diyoruz ki, bakın şöyle bir değişiklik yapmayı düşünüyoruz, önerileriniz varsa, eleştirileriniz varsa değerlendirmelerinizi bildirin, bunları yaptıktan sonra çalıştaylarımızla, pilot uygulamalarımızla sağaltımını yaptıktan sonra uygulamaya geçiyoruz. Önümüzdeki yıl teşvikler devam edecek. Yasa diyor ki, Maliye Bakanlığıyla Milli Eğitim Bakanlığıyla hem kaç kişiye verileceğini, hem ne kadar verileceğini birlikte kararlaştırırlar. Biz bu sene 350 bin talebinde bulunduk Maliye Bakanlığımızdan ve teşviklerin miktarının da yüzde 10 oranında arttırılmasını önerdik. Şimdi bizim bürokratlarımızla Maliye bürokratları bunun kıran kırana bir pazarlığını yapıyorlar.”
"DÖNÜŞÜM İÇİN SON TARİH 1 EYLÜL 2015"
Dönüşüm için son tarih 1 Eylül 2015 olduğunu kaydeden Avcı, “Dershanelerin dönüşüm süreci tamamlanmasıyla birlikte 1 Eylül 2015, yani önümüzdeki ders yılından itibaren dershanelerin özel okula dönüşümüyle birlikte hala okulda aldıklarım bize yetmiyor, okulda aldıklarımız bizi kesmiyor. Okulda aldıklarımızla biz sınava yeteri kadar iyi hazırlandığımızı düşünmüyoruz veya takviyeye ihtiyacımız var diyen bütün öğrencilerimiz için, biz geçen yıl başladık, bu yıl da devam ettireceğiz, hem sayı olarak attırarak devam edeceğiz, hem içerik olarak, okullarımızda hafta sonlarında kendi öğretmenlerimiz tarafından verilen öğrencilere ücretsiz takviye kurslarımız var” diye konuştu.
“Bugün bir gazetede gördüm, bizim öğretmenlere verdiğimiz çok bir şey değil, 18 liralık saat ücretini velilerden istenen ücret gibi yazmış birisi” diyen Avcı, “Yani takviye kursların giden çocuklarda biz ders başına 18 lira istiyormuşuz, veliler de 18 liralık dersten hayır gelir mi diyorlarmış, bu manaya gelen bir haber yapmışlar. Her tarafı yanlış, yani o çocuklardan istenen para değil, bizim maalesef öğretmenlerimize verebildiğimiz, inşallah onu da artıracağız ama. Takviye kurslarında hafta sonlarında görev yapan öğretmenlerimize, hepsine çok teşekkür ediyorum, verebildiğimiz ders ücretidir o 18 lira. Yoksa bütün takviye kurslarımız, okullarımızda açtığımız bütün takviye kurslarımız öğrencilere ücretsizdir.
Peki mezun olan öğrenciler ne yapacaklar? Onlar için de halk eğitim merkezlerinde aynı şekilde ücretsiz takviye kursları açıyoruz” ifadelerini kullandı.
FATİH Projesi kapsamındaki EBA’yla ilgili bilgi veren Bakan Avcı, “Eğitim bilişim ağı, bu bir portal, burada binlerce, on binlerce, yüz binlerce ders içeriği var, şimdi oraya uygulamalar yüklüyoruz. Deneme testleri yüklüyoruz. Dolayısıyla, mezun olsun, olmasın herkes, öğrenci de olmanız şart değil, EBA’ya girip buradaki ders içeriklerinden ücretsiz olarak yararlanabilirsiniz. EBA, eğitim bilişim ağı dünyanın en büyük dijital ortamdaki içerik portallarından bir tanesidir, belki de birincisidir. Şimdi öğretmenlerimize de ayrıca dağıttığımız programlarla, verdiğimiz eğitimlerle EBA için ders içerikleri, konu içerikleri üretme tekniğini öğretiyoruz, yazılım tekniklerini öğretiyoruz ve dolayısıyla öğretmenlerimiz oraya olağanüstü buluşçu, orijinal ders içerikleri yüklüyorlar. Yani halk türküsüyle elektrik bağlantısını anlatan fizik öğretmenlerimiz çıkıyor mesela. Dershane demeyelim oraya, dershane lafı her türlü çağrışıma açık çünkü. Ama sanal bir eğitim ortamı orada, çok büyük bir sanal eğitim ağını öğrencilerimizin, öğretmenlerimizin ve hatta bütün kamuoyunun hizmetine sunuyoruz” şeklinde konuştu.
"HEYETİN İÇERİSİNDE BİZİM ÖĞRETMENLERİMİZ DE GÖREV ALACAKLAR"
ÖSYM’nin soru hazırlama kurullarında lise öğretmenlerinin de olacağını anlatan Avcı, şunları kaydetti:
“ÖSYM’yle onu konuştuk, üniversite giriş sınavlarında sorulacak sorular olabildiğince okullarda okutulan müfredata dayalı ders içeriklerine ve onların kazanımlarına dayalı olması için soru hazırlama heyetlerinde, zaten danışıyorlardı ama, şimdi bilfiil o heyetlerin içerisinde bizim öğretmenlerimiz de görev alacaklar. Böylece bir çocuğun lisede sadece okuluna gitmesi, dersine devam etmesi üniversite sınavına hazırlanması için yeterli oluyor, bu TEOG sınavlarında da görüldü. Şimdi TEOG’da da, daha önce SBS varken...SBS neydi? Çok çabuk unutuluyor da onun için sordum? Seviye belirleme sınavı. Senede bir kere yapılıyordu ve ona hazırlanmak için çocuk haldır haldır dershanelere… Daha doğrusu çocuklar gitmek ne kadar istiyorlardı bilmiyorum, ama veliler bunu saplantı haline getirmişlerdi, çünkü haklı olarak onlar da çocuklarıyla çok yakın ilgilenemiyorlarsa, işte anne-baba çalışıyorsa, çocuklarına bir şey yapmak istiyorlar, bulabildikleri tek çözüm de en yüksek ücreti vererek bir dershaneye yönlendirmek, böylece ben anne-baba olarak görevimi yaptım, bak sana şu masraf ettim, dershaneye gönderdim filan demek. Şimdi bunlara gerek yok, okullarımızda çocuklarımız derslere girdikleri zaman, devamsızlık yapmadıkları zaman; o yüzden devam oranın da düşürdük, öyle 45 gün falan şeyini kaldırdık. Şimdi çocuklarımız okullarımıza devam ediyorlar, öğretmenlerimiz müfredatı günü güne yetiştirmek için özel bir çaba gösteriyorlar, çünkü TEOG dediğimiz sınav her dönem yapılıyor, o sınav tarihine kadar bu içeriklerin yetişmesi gerekiyor, öğretmenler de bunu bildikleri için çocuklarını ona en hızlı bir şekilde hazırlama için olağanüstü bir müfredata uyum özeni gösteriyorlar. Ve o yüzden mesela geçen sömestrde yaptığımız TEOG sınavlarında çocuklar çok başarılı olunca bu sefer dediler ki, ya bu kadar da başarılı olunmaz, demek ki sorular çok kolaydı; hayır."
Yükleniyor...
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
<strong>Dikkat!</strong> Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner591

banner388